5 vakit namaz 50 vakit namaza denktir

Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
“Miraç gecesinde, Rabbim bana şöyle dedi:

– Ey Muhammed! Namaz, her gün gündüzde ve gecede 5 vakit olarak kılınacaktır. Herbir namaza karşılık ta 10 namaz sevabı verilecektir. İşte böylece, beş vakit namaz elli vakit namaza denktir.”
(Buhari, Müslim, Nesâi)

Dördüncü Söz – Namaz dinin diregidir

بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ

اَلصَّلاَةُعِمَادُالدِّينِ


Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar dîvâne ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat’î anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:
Yazının devamını oku »

Cemaatle Namaz ve Kollektif Şuur

Peygamber Efendimiz (s.a.s), namazın cemaatle kılınmasına çok ehemmiyet vermiş ve her vesile ile bunu teşvik etmiştir. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ateş yakılması için odun toplanmasını emretmeyi, sonra da namaz için ezan okunmasını, daha sonra bir kimseye emredip insanlara imam olmasını, sonra da cemaatle namaza gelmeyenlere gidip evlerini yakmayı düşündüm.’ hadisi O’nun cemaate verdiği önemi göstermektedir. Nitekim fukaha, bu hadisten hareketle cemaate farz, vacip ve sünnet-i müekkede hükmünü vermişlerdir. Ahmed b. Hanbel Hazretleri ‘Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rüku edenlerle birlikte rüku edin.’ (Bakara, 2/43) âyet-i kerimesi ve arz ettiğimiz hadis-i şeriften hareketle, namazın cemaatle kılınmasının farz-ı ayın olduğu hükmüne varmıştır. Şafiî fukahası, namazın cemaatle kılınmasını farz-ı kifaye olarak kabul ederken, Hanefî ve Malikîler ise sünnet-i müekkede olduğunda ittifak etmişlerdir.

İnsanlığın İftihar Tablosu (s.a.s), ‘Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 27 derece daha üstündür.’ buyurmuş ve cemaatle kılınan namazın sevap açısından daha faziletli olduğunu bildirmiştir. Sevab-ı uhrevînin umuma terettüp etmesi itibarıyla, bir ferde verilen sevaptan diğerlerinin mahrumiyeti söz konusu değildir. O sevabın tamamı, nuraniyet sırrıyla herkesin defterine işlenir.

Bu hadisler, aynı zamanda bize, Allah yolunda yapılan ibadet ü taat ve seyr u sülûkteki ferdî muvaffakiyetlerin, mutlak mânâda mükâfat ve karşılık göreceğini, ancak neticede bunların yine ferdiyet plânında kalıp, hiçbir zaman cemaat hâlinde edâ edilme keyfiyetine ulaşamayacağı hakikatini öğretmektedir. Bu husus namaz, oruç, hac vs. ibadetlerde olduğu gibi, iman ve Kur’ân yolunda yapılan gayretlerde de mevzuubahistir.

Ancak, devamlı olarak tek bir ferde, Allah’ın vadettiği şeylere ulaşma teminatının olmadığının da mutlak olarak bilinmesi gerekir. İnsan, iman ve Kur’ân adına tek başına harikulade bir şeyler yapsa bile bu, daima ferdiyet plânında kalır. Fakat bir iş, duygu ve düşüncede aynı değerleri paylaşan bir topluluk hâlinde edâ edildiği takdirde, iştirak-ı âmâl-i uhreviye düsturundan hareketle, o insanların her bir ferdi bu amelden kazanılan sevaptan hissedar olur.

Hâsılı, asrımız kolektif şuur asrıdır ve ancak bu şuurla hareket edilerek Kafdağından ağır yükler kaldırılabilir.

Namazın İnkişafı

Kendisinde namazın ruhu inkişaf eden bir insan en tatlı bir işle meşgulken fırlayıp namaza durmak ister ve namazdan zevk alır. Her zaman olmasa bile çok defa der ki: “Keşke ömür hiç bitmese ve ben hep ayakta dursam böyle.” Ama bunun inkişaf etmesi için insana bazen yirmi, bazen otuz, bazen kırk sene lazımdır. Kırk sene kemerbeste-i ubudiyet içinde o kapıda durursun ve namaz ancak o zaman inkişaf eder. Namazın mahiyeti inkişaf ederse ne olur: sen o zamana kadar hep bir altın namaz damarını aramak için madende toz-toprak içinde dolaşmıştın, fakat ısrar ettin. Bu damardan oraya gidiliyor, dedin. Bu damar, o damar; bu damar, o damar, dedin ve birgün kendini o hazine içinde buldun. O ana kadarki çalışmalarının hepsi altın olur mu olmaz mı?

Ayet-i Kerime’de “Ve tebettel ileyhi tebtîlâ” (Müzzemmil, 73/8) buyuruluyor. Fiil tefa’ul babında olduğu için bir zorlama ifade ediyor. Ve başlangıçta Hazreti Peygamberimize (sav) böyle hitap ediliyor. Ama Efendimiz zamanla o hale geliyor ki, “Sizin yeme içme ve cinsî münasebete karşı duyduğunuz arzuyu ben namaza karşı duyuyorum.” diyor. Aynen öyle de, bu hususta gereğince ısrarlı olsan ve sabretsen, namazın mânâ peçesinin senin içinde açılmasını beklesen, sonunda sana deseler ki “Cennette sofralar hazırlanmış.”; sen, “Namazımı kılayım ondan sonra. Namazımı feda edemem ben.” diyecek hale gelirsin. Azrail aleyhisselam gelse “Müsâde edersen vakti giren namazımı kılayım, kaçmasın. Ondan sonra ne yaparsan yap.” dersin. Öyle bir ruh haleti hasıl olur ki; ölecek bile olsan namazını eda etmeye çalışırsın. Namazlaşırsın artık. Hazreti Hubeyb’in şehid edilmeden önce bütün teklifleri geri çevirip sadece namaz kılmak istemesini de bu şekilde anlayabiliriz; artık namaz onun ruhuna mal olmuştur.

Namaz kilmanin onemi

Rasûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) kutsî bir beyanında:

‘Namazımızı kılan, kıblemize yönelen ve bizim kestiğimizi yiyen bizdendir.’ Şimdi lütfen siz de buyurun bunun mefhum-u muhalifini düşünün!

Başı secdesiz, vicdanı paslı, insanlara karşı saygısız, anarşi çıkaran, nizam düşmanlığı yapan, devlet otoritesine karşı savaşan ve ülkede anarşiyi ikâme etmeye çalışan, bu hevâ ve hevesin çocuklarını siz kimden sayacaksınız!? Siz kimden sayarsanız sayın, böyle insanların Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) daire-i kudsiyesi içinde yerleri yoktur.

Evet namaz çok önemlidir; biz de o konuda müteyakkız olmalıyız. Namaz kılmayanı Rasûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) ortada bir insan olarak göstermişti. Hele konu iman ise o daha da değişiktir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir savaşa giderken bir kişi yardım teklifinde bulunur. Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Sen inanıyor musun?’ der. O da inanmadığını söyleyince, ‘Senin yardımın bana lâzım değil.’ buyurur.

Evet, iman müminleri sahil-i selâmete götüren bir gemi, namaz da onun en hayâtî unsurudur. M. Lütfi Efendinin dediği gibi ‘Namaz dinin direğidir, nurudur, sefine-i dini namaz yürütür, cümle ibadetin piridir namaz…’

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir başka hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyururlar: ‘Münafıklara en ağır gelen namaz sabah ve yatsı namazlarıdır.’ Şimdi biz, acaba bu namazları aşk u şevk ile kılabiliyor muyuz? Bana kalırsa, nifak duygusuna karşı gerçek tavrın adı namazda aşk u şevktir.

Oldukten sonra namazin kazandirdiklari

Sa’d İbnu Ebî Vakkas (radıyallâhu anh) anlatıyor: “İki erkek kardeş vardı. Bunlardan biri öbür kardeşinden kırk gün kadar önce vefat etti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)ın yanında bunlardan birincinin faziletleri zikredildi. Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm): “Diğeri müslüman değil miydi?” diye sordu. “Evet, müslümandı ve fena da değildi!” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: “Öldükten sonra, namazının ona ne kazandırdığını biliyor musunuz? Namazın misali, sizden birinin kapısının önünde akan ve her gün içine beş kere girip yıkandığı suyu bol ve tatlı bir nehir gibidir. Bu (nehrin) onun üzerinde kir bıraktığını göremezsiniz. Öyleyse, siz ona namazının neler ulaştırdığını bilemezsiniz.”

Namaz Hatalari Siler

Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işittim: “Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?” “Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!” Aleyhissalâtu vesselâm: “İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler” buyurdu.”