Ocak 17, 2009 1:10 am (Rüku)
Rükû sözlükte “eğilmek”anlamına gelir. Namazın ana unsurlarından olan rükû, kıyamdan sonra eller dizlere erecek şekilde öne doğru eğilmek demektir. Allah Resûlü’nün (aleyhissalatü vesselâm) uygulamasına en uygun rükû şekli, sırt ve baş düz bir satıh oluşturacak biçimde eğilmektir.
Yine rükûda bu kavisli duruş, iki büklüm yürüyen mahlukatın ibadetidir ki, mümin onu da hatırlar ve orada yaptığı dua ile sanki: “Sana hamdolsun Rabbim! Beni, iki büklüm yürüyen mahlukatın gibi değil de, elif gibi, dümdüz yarattın.. her ne kadar şimdi senin azamet ve ululuğunu ifade ve itiraf için eğildim ise de, yine doğrulacağım.”demek ister.
Yorum Yapın
Temmuz 2, 2008 12:31 am (Abdest, Buyuklerin Namazi, Ka'de-i ahire, Kiyam, Kulliyatta namaz, Kıraat, Namaz, Namaz Oncesi, Pirlantada namaz, Rüku, Secde, Tekbir, namaz vakitleri)
Tags: Buyuklerin Namazi, hakiki namaz, mirac, namazin anlami, Pirlantada namaz
En son ve kâmil din olan İslam’ın direği, ibadetlerin baştâcı, ruhu, özü, üsâresi ve müminin de miracıdır namaz. Aslında namaz bizden önceki ümmetlerde de vardı: Tek başına bir ümmet aynı zamanda Halilullah olan Hazreti İbrâhim ve oğlu Hazreti İsmâil’e “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler için bu Evimi tertemiz tutun!” diye emir buyuruldu. Yıllar sonra Kelimullah Hazreti Musa zamanında İsrâiloğulları’na 50 vakit namaz farz kılındı. Ruhullah Hazreti İsa daha beşikte iken “Yaşadığım müddetçe Allah bana namazı ve zekâtı farz kıldı” diye konuştu. Namaz, İslam ümmetine ise bir gece Kutlular Kutlusu’nun o kutlu yolculuğunun ardından bir hediye olarak geldi.
Efendimize namaz Mirac gececi takdim edildi. O’na göklerin kapıları açılmıştı. O, ashabının arasına döndüğünde ise içinden geçtiği kapıyı kapatmadı ve aralık bıraktı. Bu kapıdan geçiş bileti olarak da yanında mirac enginlikli namazı getirdi. Namaz bir çadırın orta direğidir ve o olmazsa çadır yıkılır. Fakat o çadırı yanlardan destekleyen kazıklar da göz ardı edilmemelidir. Nedir bu destekler ve tamamlayıcı unsurlar; abdesttir, ezandır, cemaattir, tesbihattır…
Namaz yolunda ilk tembih ve en birinci hazırlık abdesttir. Mümin bu hazırlığa taharetiyle başlar öyle ki daha ıtrahata giderken namaz kılmak için yapılan niyet namaza kadar geçen süreyi ibadet hükmüne çevirir. Abdestle, bedeni nâpâk şeylerden ve sezildik-sezilmedik menfîliklerden arınan insan artık büyük randevu için ilk hazırlığını yapmıştır. Hazreti Ali abdest alacağı an kendisine bir haller olur, benzi sararır, kendinden geçerdi. Kendisine nedir bu hâlin diye soranlara da; Yazının devamını oku »
Yorum Yapın
Haziran 26, 2008 3:17 am (Abdest, Kisa Kisa, Kiyam, Kıraat, Namaz, Pirlantada namaz, Rüku, Secde)
Tags: Abdest, Kisa Kisa, Kiyam, Namaz, Rüku, Secde
Muhakkikîn-i ulema, namaz rükünleri arasında yer alan secdeyi, insanın ulaşabileceği en son zirve’ olarak kabul eder ve ‘diğer rükünler, secdeye ulaşabilmek için birer basamak hükmündedir.’ derler.
Bu tahlile bütünüyle katılıyorum. Evet insan abdest ile başlayan, Rabbin huzuruna çıkma ameliyesinde çeşitli safhalardan geçer ve Allah Resûlü’nün ifadesiyle ‘kulun Rabbisine en yakın olduğu’ mekâna, yani secde hâline ulaşır. Yalnız burada önemli olan, secdedeki insanın, Rabbisi ile olan kalbî münasebeti ve duyduğu, hissettiği şeylerdir. Meselâ bana göre bir insan, kıyamda dururken ‘Rabbim, şayet Sen teşrî kılmasaydın, Sana karşı nasıl kulluk yapılır ben bilemezdim Sana sonsuz hamd u senalar olsun’ rükuda ‘Bu hâlim benim ubudiyetimi ifade etmede yeterli mi değil mi bilemiyorum ama Efendimizi örnek alarak yapabildiğim kadar yapmaya çalışıyorum, Sen kabul eyle.’ ve secdede ‘Eğer muktedir olsaydım Allah’ım, başımı ayaklarımdan da aşağıya koyardım.’ gibi düşüncelerle namazın her bir rüknünü duya duya edâ etmelidir.
Evet, namaz, miracın gölgesinde öteler ötesine yapılan bir seyahat ise, secde de o namazda en âzâm bir rükün olduğuna göre, insan secdede nihaî kurbeti hissetmeye ve kalbinde onu yakalamaya çalışmalıdır.
Bana göre secde, Mevlâna’nın tabiriyle ‘şeb-i arus’ misali insana değerlendirmesi için verilmiş bir fırsattır. Herkesin mârifet ufku ve kâmet-i kıymeti ölçüsünde ‘âsâr-ı feyz’e mazhar olabileceği bir zemindir. Secde Allah’ın haricinde her şeyin ve herkesin nefyedilip ‘illallah’ deneceği mekândır ve onun Rabbisiyle olan kurbet yudumlayacağı bir yerdir.. evet Cenâb-ı Hakk’ın şanına muvafık kemal-i inkıyadın adıdır secde. Öyleyse burada ne, nasıl, ne şekilde ve niçin yapılması gerekiyorsa, bunlar nazara alınarak yapılmalıdır.
Yorum Yapın
Haziran 23, 2008 4:32 am (Buyuklerin Namazi, Kisa Kisa, Kiyam, Kıraat, Namaz, Pirlantada namaz, Rüku, Secde)
Tags: Buyuklerin Namazi, hakiki namaz, Kisa Kisa, Kiyam, Kıraat, Namaz, Rüku, Secde, teravih namazi
İnsan, secdede hiçbir şey söylemeden, en derin mülâhazalar ile istediği kadar durabilir. Önemli olan kişinin kendini namaza salıvermesidir. İnsan, namazda bazen öyle bir şey okur ki, o şey onu alıp değişik derinliklere götürebilir. Bu tamamen vicdanî bir mülâhaza olup hissetme ve duyma meselesidir. Resûlullah’ın rükûu kıyamına yakın, secdesi de rükûuna denkti. O, bazen bir rekâtta Bakara, Âl-i İmrân ve Nisâ sûrelerini okurdu; rükûda duruşu da ona eşti; hemen bütün rükünler aynı gibi olurdu.. evet, bazen O’nun nafile olarak kıldığı bir rekât namazı, bizim hatimle kıldığımız teravih namazı kadar sürerdi. Hâlbuki biz, senede bir ay kıldığımız teravih namazı ile ne kadar çok namaz kıldığımızı sanırız..!
Yorum Yapın
Haziran 23, 2008 3:18 am (Buyuklerin Namazi, Kiyam, Namaz, Namaz kilinisi, Rüku, Secde)
Tags: Buyuklerin Namazi, hakiki namaz, Kiyam, Namaz, Rüku, Secde, Tadil-i erkan
Ebû Hureyre (r.a.) Asr-ı Saadette cereyan eden bir hadiseyi şöyle anlatır: Resûlullah (s.a.s.) mescide girmişti. Derken taşradan bir şahıs geldi ve namaz kıldı. Sonra gelip Resûlullah (s.a.s.) ile selamlaştı. Resûlullah (s.a.s.) ona, “Dön ve yeniden namaz kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın!” dedi. O da dönüp evvelce kıldığı gibi namaz kıldı. Resûlullah (s.a.s.) yine ona dedi ki: “Dön ve yeni baştan kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın!” Allah Resûlü (s.a.s.) üçüncüsünde de namazı tekrar kılmasını emredince o şahıs: “Seni hak üzere gönderen Allah’a yemin ederim ki, bu kıldığımdan başka daha iyi nasıl kılacağımı bilmiyorum. Bana doğrusunu öğretir misin ya Resûlallah?” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: Yazının devamını oku »
Yorum Yapın
Haziran 20, 2008 2:18 am (Buyuklerin Namazi, Rüku, Secde)
Tags: Buyuklerin Namazi, Rüku, Secde, setr-i avret
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü başkanıyken aldığı karar medyada merak uyandırdı. Bir süre inzivaya çekildi, fotoğraf bile çektirmedi. Prof. Ümit Meriç 17 Ağustos Depremi ertesinde başlayan “teslim olma” sürecini Yeni Aktüel’e anlattı: “Başımı örtme kararını ölüm korkusuyla değil Beyazıt Meydanı’nda çırılçıplak kalmış gibi müthiş bir utanç sonrası aldım.”
Şebnem İyinam: Modern değil de İslam’a sıkı sıkıya bağlı bir kadın olarak yetişseydiniz bu kadar ilim irfan sahibi olabilir miydiniz?
Ümit Meriç: Tüm insanlardan beklenen bütün icapları yerine getirmektir. Okumak, iki gününü aynı tutmamak, bir harf öğretenin kölesi olmak ve varoluşunu ilme ve irfana bağlayarak yaşamak… Modernizmi böyle bir şerefle eşdeğer tutmamak lâzım. Bu özelliklere sahip, modernizm dediğimiz şaibeli dönemden önce yaşayan pek çok insan var.
Şİ: 10 yaşında örtünmüş olsaydınız bunları konuşabilecek miydik?
ÜM: Tabii! Namaz kılmadan ya da oruç tutmadan ve başımı örtmeden önceki ‘ben’le sonraki arasında hiç fark yok. Marx üzerine ders verirken de oruç tutuyordum. Oruçlu ağzımla Marx’ı anlatıyordum. Müslüman olmam Marx’ı anlatmama ve anlamak istememe mani değildi. İslami kimliğim örtünmemle Yazının devamını oku »
Yorum Yapın
Haziran 20, 2008 2:09 am (Kiyam, Pirlantada namaz, Rüku, Secde)
Tags: cocuk egitimi, namaz kilmamak, Pirlantada namaz, Rüku, Secde
Evin içinde ibadet ü taate ayrılmış hem bir yer hem de bir zaman olmalıdır. Beş vakit namaz, imkân varsa evde cemaatle kılınmalı veya çocuğun elinden tutulup camiye götürülmelidir. Bu son durum, daha ziyade annenin namaz kılamadığı dönemlerde çok yararlı olabilir.. evet anne, belli dönemlerde namaz kılamayınca, çocuk ‘namaz kılınmasa, dua edilmese de olabiliyor’ fikrine kapılmasın diye bilhassa o günlerde mâbede gitme, meselenin ciddiyeti adına iyi bir rehabilitasyon sayılabilir.
Tabiî şöyle yaparak da bu boşluk kapatılabilir: ‘Kadın özel hâllerinde dahi abdest alıp, seccadesine oturur; ellerini Mevlâ’ya açıp dua eder; o, namaz kılmış gibi sevap alırken çocuk nazarında da bu boşluk kapatılmış olur.’ Fıkıh kitaplarında böyle bir yaklaşım da var.[1] Terbiye açısından bunun önemi çok büyüktür. Bir kere bu vesile ile çocuk, hiçbir zaman evde secde etmeyen baş, ağlamayan göz, duaya kalkmayan el görmeyecektir. Bilakis o, her zaman evde hassasiyet, titizlik ve derin bir kulluk şuuru müşahede edecektir. Dolayısıyla kadının husûsî durumlarından ötürü ibadet yapamadığı dönemlerle ilgili olarak çocuk, Yazının devamını oku »
Yorum Yapın