Ka’de-i ahîre

Ka’de-i ahîre ” son oturuş” demektir. Namazın sonunda bir süre (teşehhüt miktarı) oturup beklemek namazın rükünlerindendir. İki rekâtlık namazlardaki oturuş, daha önce oturuş bulunmadığı için son oturuş sayılır.

Son oturuşta olması gereken asgari süre ” teşehhüt” miktarıdır. Teşehhüt miktarı ise, ” tahiyyat” duasını okuyacak kadar bir süredir.

Tahiyyatta, mirac; yani Resulü Ekrem’e, halkın yüz çevirmesine mukabil, gök kapılarının açılıp, sema ehlinin tebessüm ettiği ve Allah’ın “Buyur ey kulum!” diye iltifatta bulunduğu kutlu yolculuk destanlaştırılmaktadır.

Evet, tahiyyat miracı anlatmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, kendi kendimize Rabbin huzuruna çıkmamız çok zor; ne kadar kulluk yapsak da, bizden evvel gelip geçen, iz bırakan ve bir şehrah açan Peygamber Efendimiz’e uğramadan, O’na selâm çakıp O’nun aracılığını temin etmeden Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmak imkânsızdır. Onun içindir ki, Rabbimize karşı tahiyyatımızı, yani yaptığımız bedenî ve mâlî bütün ibadetlerimizi O’nun için yaptığımızı ifadeden hemen sonra, Resulü Ekrem’e selâm veriyor, ” es-selâmu aleyke eyyühennebiyyü” diyoruz. Bunun tasavvufta manası; günah ve seyyiatımızla Cenab-ı Hakk’ın huzuruna giderken Peygamber Efendimiz’in arkasında saf bağlama ve bu tatlı mülâkatta konuşulan şeylere kulak kesilme, ne dendiğini anlamaya çalışmadır. Orada, miracın bir semeresi olan namazın alınması ve ümmet-i Muhammed’e hediye edilme muamelesi anlatılır. Orada önce Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Tahiyyat, tayyibat ve salavat Allah içindir.”, yani; zerrat-ı vücudumuzla yaptığımız bütün ibadetler, kazanıp topladığımız maldan sarf ettiğimiz şeyler Sanadır ve Senin rızan içindir Allah’ım! Ben, böylesine ahd ü peymanımı ve sadakatimi dile getirmek için huzuruna geliyor, bu sözlerle seni selâmlıyorum der ve Allah’a (c.c.) selâm verir. Cenab-ı Hak da, kendisine bu şekilde selâm sunan Habibine: “Ey Nebi! Selâm, Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.” sözleriyle mukabelede bulunur ve âdeta, ” ey şanı yüce Nebi! Selâmına mukabil sana da selâm olsun” der.

Bütün bu konuşmalar, aklın almayacağı, mekânın var mı, yok mu idrak edilemeyeceği bir makamda cereyan ederken melekler: “Selâm bizim üzerimize ve Allah’ın salih kulları üzerine de olsun” der ve bu sözlere kulak kesilirler. En sonunda Cebrail (aleyhisselâm), bu senfonizmaya tatlı bir hava ve bir âhenk katar, arş ve ferşi çınlatacak şekilde “Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah’ın Resulü’dür!” der; Allah’ın, Mabud-u Mutlak ve Maksud-u bi’l-İstihkak olduğunu; Peygamber Efendimiz’in ise, şanı yüce bir nebi olduğunu bütün yer ve gök ehline haykırır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: