Bosna-Hersek faciasına ‘İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak mı edersin Allah’ım!’ âyetinden hareketle, farklı şekilde yaklaştığınızı biliyoruz. Bu düşüncenizi biraz açar mısınız?

Soruda bahsettiğiniz âyetin sebep-i nüzûlünü izahla cevaba başlayayım. Hz. Musa kendisinden onlarca mucize gördüğü, firavunun zulmünden kurtulup, semavî sofralarla beslendiği halde, Tur’a Rabbisiyle mülâkata gittiğinde, buzağıyı ilah edinen ve Musa gitti, dönmedi, unuttu..’ diyen kavmi karşısında Allah’a ‘İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak mı edersin Allah’ım!’ diye nida eder (A’raf/155). Fakat âyetin nüzul sebebinin bir olaya özgü olması ve bir vak’ayı bildirmesi, onun mânâsının umumiyet ifade etmesine mani değildir. Bu itibarla da o günden bugüne, bugünden de kıyamete kadar gelecek insanların bu âyetten alacakları ders ve ibretler vardır. Zaten Kurân’ın evrensel olması da bunu gerektirir.

Buna göre; sadece Hz. Musa kavminde değil; Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a, ondan Hz. İbrahim’e ve ondan da Hz. Muhammed’e (sav) uzanan çizgide, hidayete götüren doğru yolu bırakıp dalâlete sapan pek çok kimse gelip-geçmiştir. Onlar dalâletleriyle âdetâ semavî ve arzî belalara davetiye çıkarmışlardır. Şahsen ben, son dönemlerde Orta Asya’da, Balkanlar’da Müslümanım diyen insanların bulunduğu ülkelerde cereyan eden hadiselere biraz da bu gözle bakıyor ve o açıdan değerlendiriyorum. Hatta onlar adına Rabbime dua dua yalvarırken, bu mülâhaza her aklıma geldiğinde de ürperiyor ve; ‘acaba İlahî merhameti aşkın merhamet küstahlığında mı bulunuyorum; bulunuyor ve acaba gayretullaha dokunur mu bu dualarım?’ diye endişelerle kıvranıyorum. Evet, acaba orada pek çoğu itibarıyla dinlerinden dolayı öldürülen insanlar, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, haram-helâl bilmiyorlarsa, bu ötede bana sorulur mu? Savaşların başlangıç yıllarındaki bu durum şimdilerde değişmiş olabilir. Böyle bir değişiklik mahfuz o insanların, Müslümanlık ile, diyanetle yani dinî emir ve yasakları hayatlarına tatbik ile uzaktan-yakından alâkaları yoksa, hatta her şeye rağmen bazıları itibarıyla bunlar İlâhî sıyanetten kaçıyor, İlâhî seraya sığınmıyor ve Rabbimin merhamet etmesine liyakat kazanmaya çalışmıyorlarsa, benim bu yana-yakıla hallerim Allah’a karşı saygısızlık olmaz mı? Keşke biri çıkıp da bana: Hayır, saygısızlık olmaz deyiverseydi..! Dense de denmese de ben, şeklini biraz değiştirerek onlara dua etmeye devam edeceğim: ‘Allah’ım! Bunların kalplerine hidayet lutfeyle!.. Onları makbûlîn, sâlihîn güruhuna ilhak buyur!. Onları Senin merhametini celbedebilecek ve ona layık olabilecek insanlar konumuna yükselt!’ Evet, ilk defa o insanların merhamet-i İlahiyeye liyakat kazanmaları çok önemli. Bakın hele onu bir kazansınlar, ardından ‘Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.’

Burada bir hususu daha açıklamakta fayda mülahaza ediyorum. Bazıları bu düşünce karşısında ‘biz TV’lerde seyrediyoruz. Dünyanın değişik yerlerindeki bu insanlar hep ‘Müslümanlık’ diyorlar. Buna bir şey demek elimizden gelmez; ancak İslâm’da o görünümden daha önemli hususlar vardır. Meselâ namaz.. evet eğer bir insan namaz kılmıyorsa, teferruâta ait meselelerin ifası onun yanında çok önemsiz kalır. Rica ederim nice fer’î meseleler var ki Hicretten sonra teşri kılınmıştır. Halbuki o döneme kadar da Müslümanlar hep namaz kılmışlar, oruç tutmuşlar, hatta bu önemli ibadeti kadınlar başları açık olarak yerine getirmişler. Neden sonra tesettürle alâkalı emirler gelmiştir. Faiz de öyle; faiz Veda Haccı esnasında kesinlikle haram kılınan mükellefiyetlerdendir. Ama namaza gelince, o bazı rivayetlere göre -şekli şimdiki gibi olmayabilir- farz kılınmazdan önce de vardı. O günlerde Hz. İbrahim’in bakiye-i dini ile amel ediliyor ve ona göre namaz kılınıyordu. Çünkü namaz beşer tabiatında var olan Yüce Yaratıcı’ya karşı itaatı, inkıyadı ifade etmektedir.

Aslında aynı hususlar bizler için de geçerlidir. İçimizdeki beyinsizler yüzünden, âyetin ifade buyurduğu tehdit, bize de birşeyler ifade etmektedir. Daha doğrusu etmelidir. İslâmî hakikatlere daha önceden uyanmış insanlar, çevrelerindeki bu kabil insanlara, daha musibet gelmeden önce, tebliğ ve irşad adına gitmeli ve onların da bu hakikatlere uyanmalarını sağlamalıdırlar. Unutmayalım ki, Kur’ân bir başka âyetinde şöyle der: ‘Öyle bir fitneden korkun ki, geldiğinde içinizden sadece mücrimlere isabet etmez.’ (Enfâl/25). Yani hepinizi kırar geçirir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: