Namazi duymak

Evet, müessiriyet yolu araştırıyorsanız o hâlden geçer. İyi sözler ezberlemeye, tumturaklı ifadeleri ard arda dizmeye çabalamayın sakın. İyi laf etmek için o türlü sunîliklere temayül göstermeyin. Unutmayın ki, Ümmet-i Muhammed hâlde kaybetmesiyle kaybetmiştir. Hâl insanı çok azdır günümüzde. Bu, hâl insanı kıtlığı müminleri bitirmiştir. Düşünün, hakkı yok mu vücuduzun zerrelerinin sizinle beraber Allah’ı duymaya? Hakkı yok mu şuurunuzun da O’nunla doymaya? Zihniniz O’nunla ürpersin, akıl ve mantığınıza da O hükmetsin, O’nun hâzır ve nâzır oluşu damarlarınızda cereyan eden alyuvarlara, akyuvarlara da tesir etsin, bütün benliğinizde bir ürperti halinde O hissedilsin.. sizin mahiyet-i cismaniyenizin hakkı değil mi bütün bunlar? Onlar da Allah’ı duymalı, namazı duymalı değiller mi? Öyleyse, yarın hesaba çekmezler mi bizi; mesela, “Nerede siz, nerede namaz!” diye sormazlar mı?.. Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) namaz kılarken, bir tencerenin kaynarken çıkardığı ses gibi ses gelirdi sinesinden. İçinde boyunduruk varmış gibi kıvranırdı. Gözyaşlarıyla mübarek sakallarını, seccadesini ıslatırdı. Hazreti Üstad kıvrana kıvrana namaz kılardı, “Allahu Ekber” derken, bütün benliğinde duyarak, onun havasını zerrelerine dahi içirerek söylerdi. Şimdi bize demezler mi: “Nerede siz, nerede namaz!” Sizi ye’se düşürmek, içinize is saçmak, sinelerinizi sıkıntıya sokmak için söylemiyorum bunları. Madem işin hakikati Efendimizin, Sahabe-i Güzînin, Üstadımızın gösterdiği, yaptığı gibi; öyleyse, gelin hakikatini bulalım bu işin, kurtulalım sunîliklerden, terkedelim formaliteleri ve işin hakikatine yürüyelim. Allah Resûlü (aleyhissalatü vesselam): “Nice namaz kılanlar vardır ki, nasipleri sadece yorgunluk ve zahmettir.” buyuruyor; gelin namaz yorgunu olmaktan Allah’a sığınalım. Yalvaralım Rabbimize, “Allah’ım, bize hakkı olduğu gibi göster; hakikati kendi çerçevesiyle ruhumuza duyur ve hissettir. Bizi ona ittibaya muvaffak kıl. Bâtılı da kendi çirkin çerçevesiyle olduğu gibi göster ve bizi ondan ictinâba muvaffak kıl.” Hakkı hak bilip ona hakkıyla ittiba, bâtılı batıl bilip ondan da bütün bütün ictinab” için Rabbimizin yardımını dilenelim.

Sözlerim sizi ye’se düşürmesin. Mümin için hiçbir zaman ümitsizlik sözkonusu değildir. Ben kendimi gırtlağıma kadar kusur içinde görüyorum. Çok korkuyorum; bazen yüreğim ağzıma geliyor, inanın, pek çok gece uykum kaçıyor, uyuyamıyorum; “Eğer olmam lazım geldiği gibi olamamışsam Rabbimin huzuruna nasıl çıkarım, ötede ne olur benim hâlim?” diyorum. Fakat, her şeye rağmen, hiç ye’se düştüğümü hatırlamıyorum. Allah bizim Mevlâmızken ye’se nasıl düşerim ki? Sonunda meseleyi getirip yine “inne Rahmetî sebakat alâ gadabî” hakikatine bağlayarak, O’nun rahmetinin daima gazabının önünde olduğunu düşünerek nefes alıyorum; “O’nun rahmeti her şeyden daha geniştir, benim gibileri bile affeder.” diyorum. Diyorum ama asıl yapılması gerekenin derlenip toparlanma olduğunun da farkındayım. Öze dönme, yenilenme, kendine gelme… Kendinde olmadan yaşamaktansa, bence ölmek daha iyidir. Artık ne diyeyim: “Allah’ım, ya bizi kendimize getir veya bizi Kendine al.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: