Namazin Derinliklerine Seyahat

Namazın, ebediyet yolculuğunda ışıktan bir burak olduğu; bir uçak, bir peyk gibi inanmış gönülleri gökler ötesi âlemlere taşıdığı muhakkak. Peki ama bu uçak ve bu “peyk”i, bu ışıktan “burak”ı ne kadar tanıyor, ne kadar biliyoruz? Onun muhtevasına, gerçek derinliğine ne kadar âşinayız?

Hani Üstad Bediüzzaman Hazretleri 30. Söz’de “ene” mevzuunu izah ederken, “ene”nin âlemin bütün kapılarını açacak bir anahtar olduğunu, Kâinat’ın Yüce Yaratıcısı’nın gizli hazinelerinin ancak onun ile keşfedilebileceğini ifade ettikten hemen sonra şu önemli hususa dikkat çeker ve der ki:

“Fakat ene, kendisi de gayet muğlak bir muamma[1] ve açılması müşkil bir tılsımdır[2] Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati[3] bilinse; kendisi açıldığı gibi gibi kainat dahi açılır.”

Zannediyorum aynı bakış açısını namaz için de düşünebiliriz. Evet, mümin namazla namütenahiliğe yelken açar, namazla ezel-ebed arası gel-gitler yaşar ve namazla ötelere, ötelerin ötesine seyahatler tertip eder ancak bütün bunların kâmil manada gerçekleştirilebilmesi için de herhalde “gaye ile hemhudut bu en büyük vesile”nin çok iyi tanınıp bilinmesi gerekir.

İşte namazın hakikatine, derinliklerine, derinlikleri içindeki sırlarına az-çok aşina olma adına Hocaefendi’nin “Yeşeren Düşünceler” kitabındaki “Namaz” adlı yazısı bana çok önemli geliyor.

İsterseniz şimdi bu mezkur yazıyı esas alarak namazın bazı rükünleri üzerinde hep beraber mini bir seyahat gerçekleştirelim.

Kıyâm

Yazıya, ‘abdest, mescide doğru yürüyüş, ezan..’ gibi namaz öncesi adım adım insanı “huzur” atmosferine çeken, onun konsantrasyonunu derinleştiren metafizik gerilim unsurlarına dikkat çekerek başlayan Hocaefendi, bu unsurlar tamamlanınca, müminin “miraca yürüyor gibi” namaza yürüdüğü/yürüyeceğini ifade ediyor. Çünkü diyor Hocaefendi başka bir eserinde; müminin “huzur”una çıkacağı Zat, kendisinin ve bütün âlemlerin yegâne ve biricik sahibi, yoktan var edeni, mutlak hâkimi olan Ezel ve Ebed Sultanı Allah’tır (cc). Nasıl ki bir insan, dinleyenleri arasında her sınıfın en üst seviyedeki temsilcilerinin bulunduğu seçkin bir topluluğun karşısına çıkacak olsa müthiş bir heyecan içine girer, belki beti-benzi atar, sararır-solar, bocalar, öyle de kul, eğer kimin “huzur”una çıktığının şuurunda ise bu durumdan bin misli, yüzbin misli.. daha fazla bir heyecan ve helecan içerisinde olacaktır.

İşte kul bu hassasiyet ve şuur içerisinde namaza durduğu, durup kıraatine başladığı ve okuduğu Kur’an’ı bizzat Cenab-ı Hakk’a okuyor gibi bir ufka doğru yönelince “namazın içinde açıktan açığa bilinen ve net olarak görünen hususlardan daha çok, azamet ve heybet buğulu, kemmiyet ve keyfiyetleri aşan bir his tûfanı ve bir duygu anaforu” içine girer. Kul böylece, kıyamda, kemerbeste-i ubudiyet içerisinde, el-pençe divan durarak bağlılık, inkıyad ve teslimiyetini Rabbisine takdim ederken, bu esnada bir taraftan rahmet ve lütuf sağanaklarının altında mahcubiyet yaşar, hâlden hâle girer; diğer taraftan da mehafet ve mehabet hisleri altında lime lime olur ve öyle bir noktaya gelir ki, artık dizlerinin bağı çözülür ve Rabbin azameti karşısında iki büklüm olur, rükûa varır.

Rükû

Kul, celalî ve cemalî tecellileri ruhunda içiçe hissettiği bu esnada “azamet ve ceberutun, rahmet ve lütfun halitasından hasıl olan bir duyguyla ve heybete bürünmüş bir edâ içinde âdeta bir asâ gibi bükülür.. bükülür ve iliklerine kadar işleyen bir kulluk şuuruyla hep ilahî azameti mırıldanır ve bir kısım gök sakinlerinin Allah’a yöneliş üslupları sayılan rükû ile “Hazîratü’l-Kuds”ün kapılarını zorlar ve o kapıların aralanması ölçüsünde kendi ruhî alemlerinin derinliklerine kavuşur.”

Peki bu duygu, bu şuur ve bu derinlik içerisinde gerçekleştirilen “rükû” insana neler söyler, ona neler vaadeder?

Hocaefendi bu hususu şu cümlelerle dile getiriyor:

Namazda rükû, ruhlarımıza hayattan daha güzel, cismânî zevklerden daha enfes ve bu sınırlı dünyada gerçekleştirilmesi imkânsız bir rüyadan, hem de tasavvur edemeyeceğimiz ölçüde bir rüyadan neler neler fısıldar. Gönüllerimize, istediğimiz, beklediğimiz nesnelerin ötesinde zümrütten günler, saatler ve dakikalar vaadeder.”

Bilindiği gibi rükûdan hemen sonra secdeye gitmez, doğrulur, ikinci bir kıyam gerçekleştirir, ondan sonra secdeye gideriz.

Peki rükû ile secde arasındaki bu ikinci kıyamın ifade ettiği mana nedir? Bu kıyam neler söyler bize?

Yazıda bu soruların cevabını aradığımızda şu hususlara dikkat çekildiğini görürüz: Rükûnun vaad ettikleri insanı neşeyle öyle bir coşturur ki, insan “benliğinin derinliklerinden fışkıran bir hamd u senâ tufanıyla belini doğrultur ve Rabbi Kerimi’ne bir ara fasıl minneti daha sunar.

Öyle ise; rükûyu tamamladıktan sonra doğrudan secdeye gitmek yerine doğrulup kıyamda durup ondan sonra secdeye gidilmesinin hikmetlerinden birisi olarak şunu söyleyebiliriz: Rükûda insan mazhar olduğu nimetler, lütuflar, ihsanlar.. karşısında şükürle gerilir. Bu ruh halindeki kul, garkolduğu şükran ve minnet duygularını sunmak için doğrulup kıyamda durması, bir “elif” gibi dümdüz hale gelmesi ve işte bu hâlde iken şükran ve minnet duygularını Rabb-i Kerimi’ne sunması gerekir.

İkinci kıyamı, ilkinden farklı ve ayrı bir Hakk’a yürüme limanı olarak ifade eden Hocaefendi, bu kısacık duruşta insanın duyup hissedebileceklerini ise şöyle tasvir etmektedir:

“Bu nurlu limanda kıyamı, kıraati, rükû tesbihlerini, bir kere daha gönlümüzün derinliklerinden geçirir; hislerimizin sınırsızlığını, hayallerimizin sonsuzluğunu, bu kısacık tevakkuf içine sıkıştırarak duymaya çalışır ve bütün his gücümüzü vâridât avlamak üzere seferber eder ve yakaladığımız “kenz-i mahfî” tayflarıyla kendimizi daha engin ve kurbet renkli bir yeni duyuş çağlayanına salıveririz.”

…Ve Secde

Secdeyi, “gönüllerin kulluk kalıbına tam olarak döküldükleri mehabet potası”, “bulunup bilinecek, bilinip sevilecek Zat’a karşı duyguların, düşüncelerin visâl koyu ve buluşma arsası” olarak tarif eden Hocaefendi iman, İslam ve ihsan açısından secdenin ifade ettiği manayı ise şu enfes tesbitle bize anlatmaktadır:

“Bizler, gerçek konumu içinde secdeyi duyup dinledikçe, imandan, İslam’dan, ihsandan süzülmüş bir usârenin, namazlarımızın kıyam, rükû ve kavmesinden geçerek gönüllerimizin zümrüt tepelerine aktığını hissederiz.”

Kulun Rabbi’ne en çok yaklaşabileceği sınır nokta olan secdede “dua ve icabet”in bir araya gelmesine, buluşmasına dikkat çeken Hocaefendi, bu vuslat esnasında yaşananlara ise şöyle tercüman oluyor:

Kulun, “kulluk şuuruyla coşan duaları, Allah’ın rahmet ve lütuf çağlayanlarıyla karşılaşıp birbirinin içine akıp da dua ve icabet buluşunca, duygularımız cennet hayatı gibi güzel, vuslat gibi engin çağlamaya başlar. Anlayanlar için bu güzelliklerin tadı o kadar keskin, şivesi o kadar büyüleyicidir ki, onu bir kere duyup yaşayanlar bu nimetlere ve nimet sahibine nasıl şükredeceklerini bilemezler.”

Bilemiyorum, kendimizce “Namaz” başyazısını mütalaa etmeye, onun bazı pasajlarına dikkat çekmeye çalıştık. Belki böyle yapmakla bu önemli yazıyı gölgeledik, ona “ayna” olmak yerine belki “perde” olduk. Ama samimi olarak şu hissimi ifade etmek istiyorum. Kur’an ve Sünnet’ten ilham alınarak yazıldığı aşikâr olan ve orijinal terkip, tavsif ve tespitler içeren bu yazıyı her okuduğumda kasvetli kalbime rağmen namaza karşı içimde hep arzu ve iştiyak uyanmış, ruhumda hâhiş hissetmiş ve her bir okuyuşta namaza dair ayrı bir sırrın -uzaktan uzağa da olsa- göz kırptığına şahit olmuşumdur. Hani bazı yazılar vardır eskime bilmez, her dem ter ü tazedir ve her okuyuşta insana vereceği şeyler vardır. İşte “Namaz” yazısı her dem feyiz alabileceğimiz, tekrar ber tekrar okumak suretiyle bu mevzuyu daha iyi anlayıp daha fazla istifade edebileceğimiz bir yazı gibi geliyor bana. Hakiki manada istifade etmek dileğiyle…

Hamdi Iscan

[1] Anlaşılması zor, kapalı bir mevzu
[2] Anlaşılması bir hayli güç sır
[3] Yaratılış sırrı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: