Ezan

Namaz için bir davetiye olan ezan, aynı zamanda dinimizin şeâirindendir. Bu mânâda o, dinde önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple mü’min, bir saygı ve kabul ifadesi olarak ezan okunurken onu hep huşû içinde dinlemeli ve kelimelerini tekrar etmelidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin dediğini deyiniz…” buyurarak bu hakikati dile getirmektedir. Bu şekilde ezanı dinleyen ve kelimelerini tekrar eden mü’min âdeta şunu demek istemektedir: “Ben kalbim, lisanım, beynimdeki her fakültem ve bütün zerrât-ı vücudumla şehadet ederim ki, Senden başka “Mabud-u bilhak”, “Maksudun bil istihkak” yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed O’nun resûlüdür. O, bize getirdiği mesajla ölü gönülleri ihyâ etmiş, bizi hak ve hakikate yönlendirmiştir. O gönülden yönelme neşvesiyle, dimağlarımıza ulaşmış bal gibi, ağzımızı her açıp kapadıkça O’nu duyuyor ve doyuyoruz…”

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) başka bir hadislerinde: “Hayye ale’s-salah – Haydin namaza!” ve “Hayye ale’l-felâh – Haydin felâha, kurtuluşa!” kısımlarına gelince; “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh – Güç ve kuvvet sadece Allah’ındır.” denilmesini talim buyurmaktadır. Çünkü, “namaz”ı hakkıyla edâ etmek ve “kurtuluş”a ermek çok zor bir meseledir. Mü’min, müezzinin “namaz” ve “kurtuluş”a çağrısını duyunca; “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” demekle “Allah’ım! Senin havl ve kuvvetin olmazsa namaz da hakkıyla eda edilemez ve tam mânâsıyla felâha da erilemez.” demiş olmaktadır. Evet, usulü, dinin temeli olan tekbir ve şehadetlerle, fürûu da namaz ve kurtuluş gibi esaslarla örülü olan ezan dantelâsı, her gün beş defa bize bu hakikatleri haykırmaktadır.

Burada istidrâdî olarak şunu da ifade etmekte fayda var: Ezan sesleri arasında doğmuş olmamız, ezan sesleriyle kulağımızın pasının siliniyor olması, Allah’ın büyük bir lütfudur. O lütufları kaynatan kazanın altına, mârifet adına her gün beş defa ateşler salınmakta ve bu ezanlarla o kazanlar kaynamaktadır. Bizlerin de bu lütuflar içinde, o kazanda kaynıyor gibi bir durumumuz var. Eğer biz bütün bunlar karşısında, hâlâ erimiyor ve hâlâ onunla uhrevîleşemiyorsak, o zaman, bizi -hafizanallah- başka bir yerde daha şiddetlisiyle eritirler endişesini taşımalıyız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: