Bir ikindi namazı

Çok da geniş olmayan ferah bir salon. Misafirler pür heyecan O’nu bekliyorlar. Biraz sonra gelecek ve hep birlikte ikindi namazı eda edilecek. Çok geçmeden misafirler arasında “geliyor” fısıldaşmaları başlıyor. Beklenen, bütün heybetiyle kapıda beliriyor. Henüz ezana birkaç dakika var. Kapı girişindeki ilk koltuklardan birine oturuyor. Ayağa kalkılmasını, bir kısım saygı ve hürmet tezahürlerinde bulunulmasını asla istemiyor. Etrafını dikkatli gözlerle süzüyor. Gözüne takılan birkaç yeni misafire başını hafifçe sallayarak “Hoşgeldiniz” diyor. Birazdan müthiş bir ezan sesi dolduruyor salonu. Herkesin gözü O’nun üzerinde. Ama O, gözlerini kapamış huşuyla ezanı dinliyor. “Muhammedür-Resûlullah” deyince müezzin, iki elinin başparmağını dışından öperek gözlerine sürüyor. Bu esnada “Karrat aynî bike Yâ Resûlallah/Gözüm Senin ile aydın Yâ Resûlallah” duası dudaklarından dökülüyor.

Ezandan sonra ezan duası okunuyor. Bazen dua ezan duasıyla sınırlı kalmıyor. Elleri uzun süre açık, gönlünden dökülenleri sessiz bir çığlıkla Rabb’isine arz ediyor. Kılınan sünnetin ardından emin ve ağır adımlarla mihraba yöneliyor. Namazın heyecanı, heybet ve haşyeti her adımında kendini hissettiriyor. O, mihrabda yerini alıp cemaat saf bağlamadan kamet başlamıyor. Zira, kametin namaza konsantrasyon için önemli dinamiklerden birisi olduğunu söylüyor ve her kelimesi tefekkür edilerek, tane tane okunması gerektiğini ifade ediyor. Müezzin “Kad kâmeti’s-salâh/Namaz başladı” derken O, müezzini tasdik edercesine “Allâhüekber” diyerek namaza başlıyor.

O okudukça arkadaki cemaat de imamla birlikte adeta “namazlaşıyor.” Kıraati oldukça uzun tutuyor. İkindi namazı olduğu için okunanlara vâkıf olmak mümkün değil ama arka tarafa kadar gelen hıçkırık sesleri her şeyi anlatıyor. Rükûa varıldığında da “Sübhâne rabbiye’l-a’lâ”nın yanında bir kısım dualar daha okuyor. “Subbûhun Kuddûsun Rabbü’l-Melâiketi ve’r-Rûh” duasının yanı sıra Hazreti Yunus’un “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn” münacaatı da rükûda terk etmediği dualar arasında.

Süleyman Sargın: Haftada kaç teheccüd yeter

Kulun Rabb’ine en yakın ânı

Rükûdan sonra kavmeye kalkınca ta’dil-i erkânın bütün hakkı veriliyor. Vücudun bütün eklemleri yerine oturuyor sanki. “Rabbenâ leke’l-hamd, hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh, mil’es-semâvâti ve mil’el-ard” duası bu faslın özeti gibi.

Hamdler ulu dergâha arz edildikten sonra “kulun Rabb’ine en yakın ânı” olan secdeye kapanıyor. Hazreti Âişe validemiz, Allah Resûlü’nün namazını anlatırken “İçi güveç gibi kaynardı.” buyurur. Burada da secde uzun ve dolu. Hıçkırıklar, iniltiler birbirine karışıyor. Efendimiz’in tavsiye ettiği me’sûr dualar ve âyet-i kerimelerden iktibaslar secdenin mayasını oluşturuyor. “Allahümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîran ve lâyağfirü’z-zünûbe illâ ente, fağfirlî mağfiraten min ındike ve’rhamnî, inneke ente’l-ğafûru’r-Rahîm” duası secdede hiç terk etmediği dualardan. “Rabbiğfir verham ve ente hayru’r-Râhimîn” de en çok okuduğu dualar arasında. “Rabbena’srif annâ azâbe cehennem” duasının da secdelerde okunması gerektiğini bir gün önce bir vesileyle söylemişti.

Bilirsiniz, sohbetlerde en çok yaptığı tenbihlerdendir “Söylediğiniz her söz, okuduğunuz her dua şuurunuzun ve vicdanınızın mührünü taşısın.” ifadesi. O’nun namazdaki her davranışında ve okuduğu her sûre ve duada bu mührü hissetmemek mümkün değil. O kadar kuvvetli ve tesirli bir mühür ki, arkasındaki cemaati de içine alıp sarmalıyor. Her bir fert, o an kıldığı namazın farklı bir namaz olduğunu vicdanında hissediyor. Orada namazın rekâtları, gönülden gelen nağmelerin dillendirildiği şiirin ayrı mısraları gibi. Son oturuşla namaza kafiye konurken, o yürekten kopup gelen “Et-tehıyyât” nidası salonun duvarlarında yankılanıyor.

Selamın ardından eller “Salât-ı Münciye” için açılıyor. Semâdan bir şey koparıp alacakmış gibi bir heyecan ve helecanla kelimeler bir bir dökülüyor dudaklarından. Gözler kapalı, gönül ardına kadar açık. Varidatın sağanak sağanak yağdığını en taşlaşmış kalpler bile hissedebiliyor. Namazın bir özeti mahiyetindeki “tesbih, tahmid ve tekbir”den sonra eller bir kere daha kalkıyor, gönüller bir kere daha duaya duruyor. Az önceki “Salât-ı Münciye” önsözdü sanki. Eller olabildiğince geniş açılıyor, dualar inci gibi bir biri ardına diziliyor. Dakikalarca süren bu semâvî şölene cemaat ancak içinden “Âmin” diyerek iştirak edebiliyor.

Nur havuzunda bir damla olmak

Dua esnasındaki halini görmek yetiyor. “Bu duanın üstüne ben ne diyebilirim ki!” diye geçiyor içinizden. “Böyle bir duaya sadece âmin denir” deyip o nur havuzunda bir damla olmak için kendinizi akıntıya bırakıyorsunuz. Duanın ardından yapılan tesbihat da farklı bir atmosfer oluşturuyor. O’nun bulunduğu bir zikir meclisinde olmanın coşkusu ve heyecanı her temiz gönlün içini dolduruyor. Namazın ardından O, ağır adımlarla odasına geçerken cemaat hayatında iz bırakan namazlardan birini daha eda etmenin manevî hazzını yaşıyor. Ve orada her namazda kulluk adına adeta bir destan yazılıyor.

http://tr.fgulen.com/content/view/21812/12/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: